Russel Paradoksu
Matematiksel çelişki bir ifadenin aynı anda hem
doğruluğunu hem yanlışlığını iddia ederek bir paradoks oluşmasına denir. Bu
duruma basit ve sözel bir örnek olarak “Bu cümle yanlıştır.” cümlesi
verilebilir. Bu cümle doğru ise cümle yanlış olmalıdır aynı şekilde bu cümle
yanlış ise bu cümle doğru olmalıdır. Matematiksel çelişkinin ne olduğunu
kolayca anlayabilmek için sözel bir örneği olarak bu paradoksu vermek doğru olur.
Mesela siz 12 ≠ 1 ifadesinin doğruluğunu ispatlarsanız matematiksel
bir çelişki yaratmış olursunuz çünkü 12 = 1 ifadesi daha önce
ispatlanmıştır.
Matematiksel çelişkiler matematikçiler tarafından
pek sevilen durumlar değildir. Bunun nedeni matematikçilerin bir ifadenin
doğruluğunun ya da yanlışlığının matematiksel bir ispatı olduğuna inanırlar. Bu
nedenle çelişkileri sürekli bir şekilde ispatlamaya çalışırlar. Bu yazıda da
matematik camiasını uzun bir süre boyunca kafasını karıştıran Russel Paradoksu
anlatılacaktır.
Bu paradoksa geçmeden önce sözel olarak daha iyi
anlaşılması adına buna benzer sözel bir paradoks anlatmak doğru olur: Bir
kütüphanede kitapların çokluğundan dolayı kitapların isimlerinin yazdığı
kataloglar (İleride kataloglar da kitap olarak kabul edilecektir.) yapılacaktır.
Örneğin bir katalog kırmızı kapaklı kitapların adını içerecektir ve bu katalog
kırmızı kapaklıysa katalogun adı kendi içine yazılacaktır. Bu şekilde çok fazla
katalog yapılır. Ancak en son yapılan katalogların çok fazla olduğu fark
edilir. Bunun sonucunda kataloglar “Kendi Adını İçeren Kataloglar” ve “Kendi
Adını İçermeyen Kataloglar” adlı 2 farklı kataloga ayrılır. Buradaki paradoks “Kendi
Adını İçermeyen Kataloglar” katalogunun nereye yazılması gerektiğidir. Çünkü
kendi içine yazılırsa öbür katalogda bulunması gerekir ancak öbür katalogda
bulunması için kendi katalogunda adı yazması gerekir. Buradaki çelişkiyi çözemeyen
insanlar “Böyle bir katalog oluşturulamaz.” diyerek paradoksu
sonlandırmışlardır.
Russel Paradoksu da aslında Katalog Paradoksu’na çok
benzer bir paradokstur. Russel’ın yaşadığı dönemde küme, herhangi bir öğeler
topluluğu olarak kabul ediliyordu. Yani eğer x bir kümeyse x kümesinin bir
özelliği eş olan elemanları ayrı bir alt küme oluşturur. Örneğin doğal sayılar
N kümesi, çift doğal sayılar 2N kümesidir. Bütün kümeleri kapsayan bir a kümesi
olduğunu varsayalım. Bu küme hem N kümesini hem 2N kümesini içerir.
2N ϵ a ve N ϵ a
a kümesi kendisi de bir küme olduğundan kendisini
içermelidir.
a ϵ
a
Ancak N kümesinde N bir doğal sayı olmadığından
N Ï N
Şimdi bir de a kümesinin “kendini içermeyen kümeler”
adlı kümesine bakalım. Bu kümeye b kümesi diyelim.
x
Ï y ancak N Ï y
Bu ifadelerin matematiksel tanımı
(z herhangi bir küme)
y = {z ∈ x : z ∉ z}
Yani z için
z ∈
y ⇔ z ∈ x ve z ∉ z
z bir küme olduğundan ve x her kümeyi kapsadığından
z ∈
y ⇔ z ∉ z
herhangi bir z kümesinin y olduğunu varsayarsak
y ∈
y ⇔ y ∉ y
Kendisini içermeyenler kümes kendisini içerirse
kendisini içermeyenler kümesine giremez ancak girmediği durumda da bu küme
içinde bulunması gerekir. Bu nedenle bu durum matematiksel bir çelişki
yaratmaktadır ve bu çelişki tarihe “Russel Paradoksu” olarak geçmiştir.
Matematikçiler tarafından çelişkilerin varlığı kabul
edilmek istenmediğinden bu paradoksa çözüm olarak “tipler kuramı” adı altında
bir kuram ortaya çıkarılmıştır. Bu kuramda kümeler derecelendirilmiştir.
Örneğin tipler kuramına göre 4. Dereceden bir kümenin tanımı için yalnızca 1, 2
ve 3. dereceden kümeler kullanılabilmektedir. Bu derecelendirme “Tüm Kümelerin
Kümesi” adı altında bir küme oluşturulmasını engellemiştir. Bu şekilde Russel
Paradoksu’nda bulunan çelişki ortadan kaldırılmıştır.
Kaynakça: Matematik Dünyası, 12. Yıl, 4. Sayı, Russel Paradoksu
Yorumlar
Yorum Gönder